HPV’nin tıp dünyasında tescillenmiş 200’den fazla alt tipi bulunur. Bu tipler, üreme sağlığı üzerindeki etkilerine göre iki ana kategoriye ayrılmaktadır:
Düşük Riskli Tipler (En sık Tip 6 ve 11): Bu tipler kansere yol açmazlar. Ancak genital bölgede, kasıklarda, makat çevresinde veya nadiren ağız içinde karnabahar görünümünde, iyi huylu genital siğillere (kondilom) neden olurlar. Fiziksel estetik konforu bozseler de hayati bir risk taşımazlar.
Yüksek Riskli Tipler (En sık Tip 16, 18, 31, 33, 45): Bu tipler siğil yapmazlar ve tamamen sessiz seyrederler. Ancak vücuttan temizlenemediklerinde, uzun yıllar içinde rahim ağzı (serviks), vajina, vulva veya penis hücrelerinin yapısını bozarak kanser öncülü lezyonlara ya da rahim ağzı kanserine zemin hazırlayabilirler.
Birçok insan vücuda bir virüs girdiğinde aniden ağır fiziksel belirtiler, akıntı veya ağrı hissedeceğini düşünür. Ancak yüksek riskli HPV tipleri rahim ağzına yerleştiğinde hiçbir ağrı, sızı, kokulu akıntı veya kaşıntı yapmaz; yıllarca bütünüyle sessiz kalabilir.
Düşük riskli tipler ise virüs kapıldıktan haftalar veya aylar sonra genital bölgede milimetrik, et beni benzeri, tekli veya gruplar halinde beliren kabartılar (siğiller) şeklinde kendini gösterir. Bu siğiller bazen hafif kaşıntı veya ilişki esnasında kanama hissiyle fark edilir.
Bağışıklık Sisteminin Gücü: HPV testi pozitif çıkan her kadının gelecekte kanser olacağı algısı tamamen yanlıştır. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, vücuda giren HPV virüsünü yüzde 80 ilâ 90 oranında iki yıl içinde kendi kendine temizler ve bütünüyle yok eder. Virüsün kansere yol açabilmesi için, yüksek riskli tiplerin bağışıklık tarafından elenemeyip 10-15 yıl boyunca rahim ağzı hücrelerinde kronik olarak kalması ve buradaki DNA yapısını değiştirmesi gerekir.
Rahim ağzı kanseri, dünyada erken teşhisle tamamen önlenebilen tek kanser türüdür. Bu koruma, jinekolojik taramalar dâhilinde şu ardışık basamaklarla yürütülür:
Muayene esnasında rahim ağzına yumuşak mikro bir fırça ile dokunularak yüzeydeki hücre sızıntıları toplanır. Bu işlem tamamen ağrısızdır. Toplanan örnekten hem hücre değişimlerini inceleyen Pap Smear testi hem de virüsün varlığını arayan HPV DNA testi (Co-test) aynı anda çalışılır.
Örnekler moleküler laboratuvarda polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) teknolojisiyle taranır. Varsa virüsün varlığı tescil edilir ve tam olarak hangi numaralı tipe (Örn: Tip 16 pozitif) ait olduğu milimetrik olarak haritalandırılır.
Laboratuvardan gelen sonuçlar eşleştirilir. Eğer HPV negatif ve Smear temizse, kadının gelecek 5 yıl boyunca güvende olduğu tescillenir. Eğer yüksek riskli bir HPV tipi pozitif çıkarsa, Smear raporundaki hücresel hasarın derecesine (ASCUS, LSIL, HSIL) bakılır.
Yüksek riskli tiplerin varlığında veya Smear testinde şüpheli hücre değişimleri saptandığında, rahim ağzı kolposkop adı verilen özel büyüteçli mikroskoplar altında incelenir. Özel boyalar sürülerek renk değiştiren şüpheli alanlardan milimetrik biyopsi örnekleri alınarak kesin tanı konur.
HPV’den korunmanın en etkili ve bilimsel yolu HPV aşısı yaptırmaktır. Günümüzde uygulanan en gelişmiş aşı türü 9’lu (dokuz valanlı) aşıdır. Bu aşı, kansere en sık yol açan 7 yüksek riskli tip ile siğillere neden olan 2 düşük riskli tipe (Tip 6 ve 11) karşı bütünüyle tam koruma sağlar.
Dünya Sağlık Örgütü, aşının en yüksek bağışıklık yanıtını oluşturması adına kız ve erkek çocuklarına 9 ilâ 14 yaş arasında (ideal olarak cinsel hayat başlamadan önce) yapılmasını önermektedir. Ancak aşı, cinsel aktif ömrü başlamış, evlenmiş veya daha önce HPV virüsü ile karşılaşmış olan 45 yaşına kadar olan tüm kadın ve erkeklere de güvenle uygulanabilir; çünkü aşı kişinin henüz kapmadığı diğer tehlikeli tiplere karşı koruma kalkanı örmeye devam eder.
